WEB TV

HaberTrak Gazetesi Haberleri

Tekirdağ kadına şiddete ‘Dur’ dedi

Tekirdağ kadına şiddete ‘Dur’ dedi
Bu haber 26 Kasım 2018 - 16:07 'de eklendi ve kez görüntülendi.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle Tekirdağ Barosu Kadın Hakları Komisyonu tarafından basın açıklaması düzenlendi.  

Tekirdağ’ın Süleymanpaşa İlçesi, kent meydanında 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü basın açıklaması düzenlendi. Tekirdağ Barosu Kadın Hakları Komisyonu Adına açıklama yapan Sözcü Av. Dilhan Hoşgörür, “Bugün burada insan haklarının en önemli ve en güncel problemlerinden biri olan kadına yönelik şiddetle mücadeleye dikkat çekmek için bulunuyoruz. Neden herhangi bir gün değil de 25 Kasım? Öncelikle bugünün “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edilmesine sebep olan olayları sizlerle paylaşmak isterim. 1930-1960 yılları arasında, Dominik Cumhuriyeti’nde Mirabel kardeşler olarak bilinen üç kız kardeş, Rafael Trujillo’nun diktatör rejimine karşı insan hakları, demokrasi ve özgürlük mücadelesi veriyordu.

Onların bu haklı mücadeleleri Clandestine Hareketi adını alarak ülke çapına yayıldı.

“HER AYIN 25’İ ‘TURUNCU GÜN’ KABUL EDİLDİ”

İktidarı üç kadın tarafından sarsılan diktatör Trujillo yönetimi, bundan hiç hoşlanmadı. Bu nedenle Trujillo, bir halk konuşmasında “Ülkenin en büyük iki sorunu kilise ve Mirabel Kardeşlerdir” dedi. Karşısında insan haklarını ve demokrasiyi savunan hareketin başını çeken bu üç kadını yandaşlarına açıkça hedef gösterdi. Onlardan kurtulmalıydı, bir ibret-i alem olmalıydı ki halk korkup mücadeleyi bıraksın. Bu konuşmadan sadece 23 gün sonra, 25 Kasım 1960 tarihinde diktatörlük askerleri Mirabel Kardeşlere önce tecavüz etti, ardından kardeşleri uçurumdan aşağı iterek katletti. Bu Trujillo için büyük bir zaferdi. Kolay olmuştu. Fakat kendi sonunu hazırladığını bilmiyordu. Fikirlerin ölmediğini unutmuştu. Kız kardeşlerin kurduğu Clandestine Hareketi öldürülmelerinden bir yıl sonra, kadına şiddeti yücelten diktatörlüğün yıkılmasında önemli rol oynadı. İki yıl sonra ise Dominik Cumhuriyeti, demokratik bir şekilde, oy kullanarak Hükümetini seçmişti. 1981 yılında, Latin Amerikalı ve Karayipli Kadınlar Kongresi, 1999 yılında ise Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Mirabel Kardeşlerin anısına 25 Kasım tarihini “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan ettiler. Birleşmiş Milletlerin başlattığı UNITE kampanyası kapsamında, kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadelede farkındalığı artırmak amacıyla her ayın 25’i “Turuncu Gün” olarak kabul edildi. Turuncu renk bugün, kadın ve kız çocukları için şiddetin olmadığı bir geleceği temsil ediyor. Mirabel Kardeşler, dünyada haksızlığa ve şiddete uğrayan ne ilk ne de son kadınlardı. Kadınlara yönelik, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen cinsiyet temelli şiddet olarak tanımlanmaktadır.” dedi.

“ŞİDDETİN BİR ÇOK ÇEŞİDİ VAR”

Kadına yönelik şiddet denilince akla ilk gelen fiziksel şiddet olmasına rağmen, şiddetin birçok çeşidi bulunduğunu da aktaran Hoşgörür, “Bizler, Tekirdağ Barosu Avukatları olarak; kişinin sadece kadın olması nedeniyle, bazı şeyleri yapamayacağını söyleyenlere, kadınların yaptıklarını sürekli kontrol edenlere, kadının kişiliğini, fikirlerini önemsemeyenlere, sürekli olarak eleştirenlere, hakaret edenlere, emirler yağdıranlara, bağıranlara, lakap takanlara, gerek iş gerek sosyal yaşamda karşısına çıkan fırsatları engelleyenlere, namus ve töre nedeni ile baskı uygulayanlara, kadının manevi dünyasını etkileyecek şekilde değersiz ve işlevsiz hissettirenlere, Kısacası; kadına psikolojik şiddet uygulayanlara karşıyız. Bizler, kadının iradesi dışında çalıştırılmasına, çalışmaktan alıkonulmasına, eğitim almasına engel olunmasına, parasına el konulmasına, kadının çalışmaması halinde ona yetersiz para verilmesine yani ekonomik şiddete karşıyız. Bizler; kadınlara yönelik sözlü ve fiziksel tacizin, tecavüzün, sevgilisi veya eşi olmaktan bahisle kadının istemediği bir zamanda cinsel ilişkiye ısrarla ikna edilmeye çalışılmasının, zorlanmasının, cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanmasına neden olunmasının, cinsel ilişki sırasında incitilmesinin, acıtılmasının, başka kişilerle ilişkiye zorlanmasının, doğum kontrol yöntemlerinin reddedilmesinin, cinsel organına zarar verilmesinin, fahişe, transeksüel veya yollu diyerek hedef gösterilmesinin takipçileri olarak cinsel şiddetin karşısındayız. Kadına yönelmiş her türlü şiddetin temelinde, toplumumuza dayatılmış, istemeden bilinçaltımıza yerleştirilmiş ve ne yazık ki içselleştirilmiş geleneksel kadınlık ve erkeklik rolleri yatmaktadır. Hatta ne yazıktır ki, bu rolleri içselleştiren bazı kadınların da hemcinslerine şiddet uyguladığına üzülerek şahit olmaktayız.” diye konuştu.

“BUNDAN KURTULMAK İÇİN NE YAPABİLİRİZ”

Kadına şiddet konusunda çözüm noktasında maddeler de sıralayan Hoşgörür, “Öncelikle kadına şiddet nedir bunu öğrenmeliyiz. Özellikle ekonomik şiddet ve cinsel şiddetin bazı türleri toplumumuzda o kadar içselleştirilmiştir ki, zaman zaman kadınlarımız, şiddete uğradığını dahi fark edememektedir. Toplumsal cinsiyet rolleri aktarılırken, kadını özel alana dâhil edecek geleneksel rollere yönelik söylemlerden kaçınmalıyız. Bu nedenle dilimizi, üslubumuzu, konuşma tarzımızı değiştirmeliyiz ki bu kabullerden kurtulalım. “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” “Avrat var ev yapar, avrat var ev yıkar”, “Ağustostan sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez”, “Oğlan atadan öğrenir sofra açmayı, kız anadan öğrenir biçki biçmeyi” gibi ayrımcı ve aşağılayıcı tabirleri bir daha hatırlamamak üzere unutmalıyız. Kadın erkek eşitliği üzerine daha çok düşünmeliyiz. Şiddete uğrayan kadınları, onların iç dünyalarını anlamalı, onları dışlamamalı, onlarla empati kurmalıyız. Kadınlarımızın çalışma hayatında bulunması ve ekonomik gelirlerinin olması, kadına şiddetle mücadelede en önemli unsurlardır.  Bu nedenle, kadınlarımızı eğitim, ekonomi ve siyasal katılım alanlarında teşvik etmeli, güçlendirmeliyiz. Hiçbir cinsiyet diğerinden üstün değildir. Anayasal çerçevede, kadın ile erkek eşittir ve devlet de bu eşitliği sağlamakla yükümlüdür. Kadın erkek eşitliği sağlanmadan, kadına yönelik şiddetle mücadele edilemez. Bu nedenle, haklarımızı bilmeliyiz. Şiddeti gerçekleştiren kişi ister kadının sevgilisi, ister kocası, ister babası, ister patronu, ister başka bir hemcinsi olsun, şiddetin önlenmesi, soruşturulması, cezalandırılması, uğranılan zararın tazmin edilmesi gerekir. Ülkemizde şiddet gören bir kadının başvurabileceği çeşitli hukuki yollar ve belirli makamlar bulunmaktadır.

“ HUKUKİ SÜREÇLER HAKKINDA BİLGİ ALABİLİRLER”

Bunlardan en önemlisi Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında alınabilecek tedbirler olduğunu belirten Hoşgörür, “Bu tedbirlerle, öncelikli olarak şiddet uygulayanın şiddet mağdurundan uzaklaştırılması amaçlanır. Şiddetin birçok şekli kanunlarımızla cezai yaptırıma bağlanmıştır, Polis Merkezi, Cumhuriyet Savcılığı, kaymakamlık, valilik gibi makamlar bu tür şikayetleri almakla ve işlem yapmakla görevlidirler. Yine şiddet mağduru kadınlar, İl ve İlçe Sosyal Hizmetler Müdürlükleri, belediyelerin Kadın Dayanışma Merkezleri, Mor Çatı gibi çeşitli kadın örgütlenmelerinden yardım isteyebilir veya Alo 183’ü arayabilirler. Baroların adli yardım bürolarına ve kadın hakları komisyonlarına başvurup, hukuki süreçler hakkında bilgi alabilirler. Cinsiyetçilik ve şiddet, sadece kadın meselesi değil aynı zamanda bir erkek meselesidir. Bir toplumsal yapı problemdir. İnsanlığı, geleceği, çocuklarımızı ilgilendirir. Kadına yönelik şiddetle mücadele; çok yönlü, bütüncül bir yaklaşımı ve toplumun tüm kesimlerinin ortak ve kararlı mücadelesini gerektirir.

“ TEKİRDAĞ BAROSU AVUKATLARI OLARAK MÜCADELE VERECEĞİZ”

Bu problemin çözüme kavuşabilmesi için toplumsal kurumlar da iş birliği içerisinde çalışmasını gerektiğini ifade eden Hoşgörür, “ Kadına şiddeti övenlerin, yüceltenlerin, normalleştirenlerin, mazur görenlerin, ses çıkarmayanların, bilfiil kadına şiddet uygulayandan farklı olmadığını unutmayalım. Şiddet mağdurları sustukça, bastırıldıkça, geçiştirildikçe; bizler bu konunun üzerine eğilmedikçe, gereken tepkiyi veremedikçe, yardım etmedikçe, farkında olmadıkça ülkemizde ve dünyada bu suçlar işlenmeye devam edecek. Yeni yeni Mirabel kardeşler, Münevverler, Pippa Baccalar, Özgecanlar, Esra Ateşler, Farkhundalar, Hande Kaderler ölecek. Bilgilenelim, inisiyatif alalım, korkmayalım, cezasız bırakmayalım. Şiddet göreni, tecavüze uğrayanı değil, şiddet uygulayanı, tecavüz edeni kınayalım. İster erkek, ister kadın olsun; kadına şiddet uygulayanlar ellerini kadınların bedeninden, cebinden, ruhundan, öz saygısından çekene kadar Tekirdağ Barosu Avukatları olarak mücadele vereceğimizi, değerli Tekirdağ halkı ve basın mensupları huzurunda, saygıyla bildiririz.” diyerek açıklamasını noktaladı.

Habertrak/Özlem İnan

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
WEB TV