WEB TV

HaberTrak – Tekirdağ Haber – Tekirdağ Son Dakika
Şükrü Işık

Yeşil Iğdır Efsaneleri

Yeşil Iğdır Efsaneleri
Bu haber 26 Mart 2019 - 10:34 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Sevgili Müdirem, aşağıdaki yazı doğduğum kasabanın çocukluk ve ergenliğimdeki değer bulduğum olaylarını anlatıyor. Bu yazıyı mümkünse uygun bulduğunuz gün ve sayfada köşem adı altında yayınlarsanız mutlu olurum. Yayınladığınız günü bildirirseniz o günkü gazeteden alıp yazıdaki kişileri onore etme adına onlara göndermek istiyorum… sevgiyle saygıyla selamla efendim…

Çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği kasaba, Doğu Anadolu”nun en çukur yerlerindendi. Tarih ve doğa zengini bu yerin güneyinde Ağrı Dağı, insanın içine serinlik veren bir vakar ile eteğinin bittiği düzlüğe tutuşturmuştu kasabamızı. Doğu”nun en büyük ovasının batısında Köroğlu Dağı diye bildiğimiz Ağrı Dağının yavrularından biri vardı, sivri tepesi ile kör bir palayı andırıyordu. Kuzey sınırını boydan boya kaplayan Aras, öfkesinden korkulacak nehirlerden biriydi.

Efsaneler dolu bu toprakları yaşadığım gerçekler ile gücüm yettiği kadar size anlatmak isterim.

Yarısı Aras”ın kuzeyinde kalan Sürmeli Çukuru asırlar boyu orduların ayak izlerini taşıdı. Yine Aras”ın suladığı bu muhteşem ova Doğu coğrafyasından beklenilmeyecek kadar düzlüğü ile dikkat çekerdi. O zamanlar en değerli tarım ürünü pamuk ve pancardı. Tahılların başında buğday gelirdi ekilenlerden. Yüzyıllar boyu akıl ve bilimden uzak hali bile, ekilen her şeyin fazlasını verirdi. Aras öfkesine kapılıp sel ile süpürüp götürmedikçe veya cimriliği tutup suyunu kurutmadıkça.

Her konuda çağdaşlığı hedefleyen Atatürk”ün hayallerinin, ne yazık ki geç ulaşan yerlerden biriydi bizim oralar. Lakin o kutlu hayallerin esintisi bile yetmişti halkımızın gönlünü kazanmaya. Tüm İslam toplumları gibi, bizim kasabada da din eksenli bir yaşam anlayışı vardı, ama okuma yazma bilmeyenlerin bile Atatürk”ün eserlerini içselleştirmesi hayranlık verecek düzeydeydi.

İran da Molla Devrimi olana kadar tüm mollalarımızın duasında en baştaydı Atatürk ve yoldaşları. O devrimden sonra ne yazık ki kendine kıyar gibi özünden uzaklaşanlar arasında bazı mollalarda oldu.

Her şeye rağmen 70”li yıllar uluslaşma sürecinin en hızlı dönemiydi. O zamana kadar ölüm ve düğün olaylarından başka bir araya gelmeyen toplumumuz futbol ile ölü toprağını atmaya başladı. Şaşılacak kadar yetenekli futbol yıldızlarımız halkımızda birlik bilinci oluşturup duygu dünyamızı diri tutuyordu. Forvetlerimizden İzzet abi, Kemal abi (Vidalı) ve Nurhat abilerimiz izleyenleri büyüleyen yetenekleri ile hem takım arkadaşlarının hem ilçemizin efsaneleri olup biz gençlerin hayallerini süslüyorlardı.

Başka bir efsane, yüzyıllar boyu müziği haram sayan anlayışa teslim olan halkımızın öz müziğini ve oyunlarını keşfetmesi ile başladı. Bunda da büyük emeği olanların başında Erol, Kral, Vural abiler ve arkadaşları vardı. Düğünlerin olmazsa olmazları olmuş, sahneye çıktıklarında Kafkasyalı dağlıların bazen öfkelerini bazen sevinçlerini aktararak insanlara ait olmanın onurunu veriyorlardı. Şöhretleri bölgede çekilen filmlerin tamamında oynamalarına yetecek kadardı.

Gene bir yanda Sami bir yanda Pers kültürleri arasında sıkışıp kalan, çoğu kez Müslim olmayı bunlardan olmak sayan anlayışın hakim olduğu aynı yıllarda okumuşlarımızın geri dönüşü vardı. Öğretmen, eczacı, doktor, avukat vb. oldular, Cumhuriyetin ışıklarını bize taşıdılar. Faklı düşünenlerde elbette vardı, oda başka zenginliğimizdi.

Ama hepsi özellikle Kılık Kıyafet Kanununun gönüllü mankenleri gibiydiler. Giyim bu, bazen herkese yakışmaz, bazen herkes yakıştıramaz.Bazıları kravat takardı, boynuna bağlamasa kaçacak gibi duruyordu. Bazıları ceketin içinde kaybolup, gömlek veya pantolonlarının ütülerini hiç önemsemezdi.

Ama bir Hamit Oral vardı, Yeşilçam çağırmış da gitmemiş jönlerimizdendi. Kravatından gömleğine elbisesinden ayakkabısına hepsi uyum içindeydi. Edebiyat hocamızdı, koyduğu mesafede hissederdik kalbinin insan diye atışını. Bizlere örnek olan haline değer biçilemezdi. Şimdi yüzlerce öğrencisi hatta öğrencilerinin çocukları bile Ulu Yurdumun çok başarılı insanlarındandır.

Nisanda, Güneydoğu”daki tepelerin arasından kasabamıza girenler, tepelerden birinde mola verip önlerindeki manzaraya baksalar yüzlerce tepsi dolusu patlamış mısır görecekler. Çünkü nisanda açan kaysı, elma, erik, şeftali gibi meyve ağaçlarındaki çiçekler Tuzluca”da başlayıp Nahcivan”da biten ovanın ortasına yerleşmiş olan meyve bahçeleri içi patlamış mısır dolu tepsiler gibi dururlar. Mayıs başlarında dökülen çiçeklerin yerini alan yapraklar şimdinin şirin bir ili olan Iğdır”ın adını Yeşil Iğdır yapmıştı.

Ve ben en çok patlamış mısır dolusu tepsi halini özlerim doğduğum yerin. Çiçek açmış bahçelerinde gezince cenneti başka türlü anlatmaya gerek duymaz insan. Birde efsaneleşmiş futbolcularını, düğünlerimizde fırtına gibi esen folklorcularını ve iz bırakan öğretmenlerini. Düşündükçe gözlerimi yaşartacak kadar olmaları duygusallığımdan değil, onların toplumsal hayatımıza kattığı değerlerdendir. Çünkü hepsi Cumhuriyetin eseri, ümmetten ulusa giden akıl ve bilim yolunun kahramanlarıydı.

Onlardan sonra sanırım hiç o zamanki kadar mutlu olmadı şehrimiz. İnsanların kardeşliğini düşmanlığa çeviren emperyalist projeler, her yerde olduğu gibi bizim şehrimizde de farklılıklarımızı zenginlik sayma yerine düşmanlık nedeni saydırdılar. Birçoğumuz bu cahilliğimizden olduğu kadar yabanilik üretip yok saydık birbirimizi.

Bu emperyel projelere kul olan kişi, kurum ve politikacıları lanetlemeyi artık önemsiz görmemek gerek. Yoksa ardımıza baktığımızda mutlu olabileceğimiz günlerimizi, önümüze baktığımızda görme şansımız olmayacak.

Bir akıl ve bilim eseri olan sosyal medyayı küçümseyenlerin hiç özlemleri yok sanıyorum. Hele bunları küçümseme edebiyatına girenler kendilerini gizliyorlar kuşkusu veriyorlar insana. Duygu dünyam kadar değer yargılarımı da besleyen insanları bu sanal mekanlar sayesinde buldum.

Edebiyat hocamız Hamit Oral beyi bu sayfalarda bulup ziyarete gittiğimde hazine bulmuş gibi mutluydum. Çünkü eli sopalı müderrislerin davranışlarını öğretmenlik sayıp bizi dayak dahil çeşitli işkencelere tabi tutanların arasında insanlık abidesi gibi duranlardandı. Duruşu ve bakışından anlardık, disiplin demenin dayak demek olmadığını. Okuldan soğutan değil sevdiren hali bizlerin içini ısıtırdı.

Gene bu sayfalarda bulduğum ve Türkiye de halk oyunları deyince ilk akla gelen kişilerden olan Erol abimiz oldu. Yıllar yılı çalıştırdığı tüm ekipler Avrupa”nın neresinde yarışma varsa oraya gider birinciliği alır gelirlerdi. Gene Avrupa”nın neresinde bir festival olsa onun ekipleri çağrılırdı. Şimdi İzmir de Folklor Federasyon Başkanlığını yaparken, hala ekipler kurup çalıştırmak onun için nefes almak. Onu da, asaleti anadan doğma can insan değerli dostum Atilla Akar”ın sayfasında buldum. Onlarla yediğimiz bir akşam yemeği kadehlerden çok duygu ve düşünce dünyamın bana verdiği bir özel armağandı.

İzzet Aydın ve Kemal Özgür abileri de aynı sayfada gördüğümde o gece heyecandan uyuyamamıştım. Belki de toplumumuza kazandırdıklarının farkında bir mütevazilikle yan yana duruyorlardı. Ümmetten çıkıp ulusa geçişin tartışılmaz kahramanlarıydılar. Toplum onlar ve takım arkadaşları olmadan asla bu kadar geniş biçimde bir araya gelip aidiyet duygu ve düşüncesini bu kadar yoğun yaşayamıyordu. Yediden yetmişe herkeste bir gönüldaşlık yaratmışlardı.

Futbolu haram sayan 70 lik babamın bile merakını maç sonuçlarına odaklamışlardı. Müslim olmanın Arap veya Fars olmak demek olmadığının ipuçlarını vermişlerdi.

Hepsi eli öpülecek insanlardı onlar; lakin vefa bazen şehirlerinde hafızasından siliniyordu. Dilerim bu unutkanlıklar kalıcı olmaz.

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
WEB TV
Örnekler