WEB TV

HaberTrak – Tekirdağ Haber – Tekirdağ Son Dakika
Güven Serin

HAPİSHANELER ÇOĞALIRKEN ÜZÜLMELİ Mİ SEVİNMELİ MİYİZ?

HAPİSHANELER ÇOĞALIRKEN ÜZÜLMELİ Mİ SEVİNMELİ MİYİZ?
Bu haber 13 Ekim 2021 - 11:11 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Gelişmişliğin en değerli karşılığı ne olmalı? Kişi başına düşen bilmem kaç bin dolar seviyesine mi çıkmalıyız? Ülkeyi baştanbaşa donatan asfalt yolların ucu bucağı görünmemeli mi? Sağlıkta, huzurda, yaşanır ülke ve şehirler sıralamasında birinci veya ilk on ülke ve şehir arasına mı girmeli?

 

Biraz düşünen, toplumundan kopmayan, ülkesini seven her insan; yeniliği, gelişmeyi ister ve bekler. Yapılan hizmetleri küçümsemez, takdir edip övünür, ülkesinin yöneticileriyle…

 

Elbette halk-İNSAN merkezli her yatırımla övünüyorum. Bu övünme içerisinde ise bir türlü anlayamadığım bir şeyler de hep kalıyor, kalacak gibi! Niçin hiç durmadan hapishane yapıyoruz? Neden hastaneler, okullar ve hapishaneler bir türlü yetmiyor? Yetemiyor…

 

Ortaya şöyle bir soru da çıkmıyor mu; hastalanan insanlarımızın artmasıyla birlikte suç işleyen insanlarımız da durmadan artıyor. Sebepleri nedir? Suçu azaltmak mı, suçluları sürekli ağırlayacağımız hapishaneler mi yapmak daha kolay, doğru ve sağlıklı?

 

Yılda birkaç kez ziyaretime gelen Almanya’da yaşayan tanıdığım birkaç gün önce atölyeme uğradı. Dışarıdan bakınca, ülkesinin, şehrinin görünen yüzünü, aynı zamanda yabancıların gözüyle de görme, anlama fırsatı bulan ülke sevdalısı bir Hayrabolu insanı.

 

Söz denen kültürün peşinde oradan oraya geçtikten sonra nasıl olduysa iş hapishane konusuna geldi. Almanya’da yaşayan bir başka tanıdığı Alman yasalarına göre suç işlemiş. Bu tür suçların karşılığında para cezası ve uyarı verilirken, bizim çokbilmiş insanımız fazla gevezelik ve bıçkınlık yapınca Alman Hâkim şöyle demiş;

 

  “ Birkaç yıl hapis cezası verelim de aklı başına gelsin!”

 

Arkadaşımın anlattığı kadarıyla, onun tanıdığı kişi hapishaneye girmeden önce darmadağın bir yaşam sürüyormuş. Nerede akşam orada sabah, aldığı, kazandığı paranın çoğunu da içkiye veriyormuş; içkinin sağlığa zararlı olduğunu bile bile…

 

Sonunda hapishaneye girmiş bizim bıçkın delikanlı. Derken, bir buçuk yıl sonra hapishaneden çıkmış. Bizim arkadaşımız tam da buraya dokunuyor. Onun tanıdığı hapishaneden çıkınca o kadar değişmiş, o kadar farklı bir hale gelmiş ki bütün tanıdıkları, komşuları, akrabaları bu işe şaşmış kalmış…

 

Hapishanede neler mi olmuş? İçkiyi bırakmış. Zanaat öğrenmiş. Zanaat öğrendiği gibi, sanata, felsefeye de merak sarmış. Sanırsınız ki özel üniversite eğitimi alıp da bir aydın insan gibi memleketine dönmüş…

 

Arkadaşın anlattığı Alman Hapishane örneği bir örnekle izah edilemez ama oldukça ilginç… Bir başka arkadaşım; Tekirdağ’da yaşayıp da hapishane yaşamına yakın olma sebebiyle anlattıkları ise inanılmaz bir şey!

 

Nedir bu inanılmaz olan? Hapishanelerde yaşanan sıkışıklık! Yetmezlik… Hapishanelere giren ve sonra çıkan kaç insanımız tam manasıyla topluma ayak uyduruyor? Sonraki yaşamları daha huzurlu, daha sağlıklı oluyor? Böyle bir araştırma, takip var mıdır? Varsa niçin basına, halka duyurulmuyor bu da ayrı bir gerçek…

 

İşin bir başka garip örneğini de burada paylaşmak isterim. Bir başka tanıdığım-arkadaşım kamuda çalışırken, hapishane yaşamına çok yakın olduğu zamanlarda Avrupa’ya gitmiş. İtalya’da bulunduğu zaman, Pisa şehrini ve hapishanesini gezerken orada tanıştığı İtalyan hapishane görevlisine seksen yıl önce yapılan beş bin kişilik hapishanede kaç mahkûmun kaldığını soruyor.

 

Aldığı cevap çok ilginç; İtalyan hapishane memuru şöyle cevap veriyor;

 

  “ Otuz yıldır burada görevliyim, hapishane kayıtlarını da inceledim, buradaki hapishane hiçbir zaman dolmadığı gibi yarıya kadar bile mahkûm gelmemiş…”

 

Bir hapishanenin dolmaması, hatta giderek boş kalması ne büyük bir gelişme olur değil mi? Tıpkı hastanelerin hastasız kalması gibi; muhteşem bir gelişme, huzur, mutluluk örneği oluyorken, ilaç sanayi ne yapardı bu işe o ise ayrı bir ticari sır; korkunç bir kar sevdası ve kaybetme korkuları yaşarlardı.

 

Gelişmiş ülke vatandaşı olmak; üç bin yıllık geçmişe, köklere sahip bir milletin özlediği, beklediği bir türlü kavuşamadığı bir rüya gibi; oysa ne kadar kolay bir şey; daha fazla demokrasi, adalet değil; olması kadar olanı yakaladığımızda mutluluğumuz da, zenginliğimiz de artacak; hapishanelerimizde kalan mahkûmlar ve hastanelerimize yatan hastalarımız azalırken…

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER