WEB TV

HaberTrak – Tekirdağ Haber – Tekirdağ Son Dakika
Güven Serin

KÖYLERDE YANAN SÖNÜK HIDIRELLEZ ATEŞLERİ

KÖYLERDE YANAN SÖNÜK HIDIRELLEZ ATEŞLERİ
Bu haber 07 Mayıs 2021 - 11:26 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Geride kalan yaşlı ve orta yaş insanların yaşatmaya çalıştığı bayram; önce köylerin yok olmasıyla azaldı ve sönük bir ateşe dönüştü. UNESCO giderayak bu bayramı somut olmayan Dünya Mirası listesine almaya çalışa dursun, binlerce yılda doğan, gelişen ve insanlığın öncüsü olan Hıdırellez kutlamaları için sona gelindi…

 

1990’lı yılların başında çok büyük bir tesadüf ve belki de en güzel anılarımızdan birisi olan bir şey gerçekleşti; Urfa 20.Zırhlı Tugayı’na gece çoktan çökmüştü. Kayseri’den ve ülkenin her yerinden gelen askerler bir geceliğine bizim olduğumuz yerde konaklıyordu. O akşam gelenlerden birisi de kardeşim Hasan’dı. Zar zor izin alıp bizim kovuşta kalmasını sağladık…

 

Anneme telefon ettiğimde annemin akılına ilk gelen şeş; Hızır ile İlyas’ın buluşması öyküsü oldu. İnsanların ruhuna işlemiş olan gelenekler, beklentiler, eğlenceler; tam manasıyla insanlığın bir kültürü olmuştur. İster Balkanlar, ister Orta Asya’da gün yüzüne çıkmış olsun; Hıdırellez, insanlığın imbiğinden çıkıp da yerleşmiştir dünya mirasına…

 

Yazın başlangıcı ve insanların düşleri ile gerçekler arasında kurulan dualar, yakarışlar ve coşkuların kesiştiği bir yüce şey HIDIRELLEZ…

 

Bugünün orta yaş insanının temsil eden birkaç tanıdığımı-arkadaşımı aradım; sizin için Hıdırellez nedir? Gülümsediler, yıllar ötesine süzülen ruhlarıyla birlikte. Dediler ki;

 

“Bizim için Hıdırellez gen kızların kırk bir çeşit çiçek ve ağaç yaprağını bir gün öncesinden toplayıp su dolu bir küp içerisine koymaktır. Bir gece bekletip daha sonra kırk bir çeşit çiçeğin, yaprağın beklemiş olduğu duru su ile yıkanıp dilekler tutmaktır…”

 

Neler vardı bu dileklerde? Büyük çoğunluğunun tek dileği sevdiği genç erkekle evlenmek, mutlu, sağlıklı bir yuva kurmanın yanında coşku içinde yaşamaktı… Ne kadar insanca; uygarlığın neresine gidersen git; insanların büyük çoğunluğunun beklentisi değimidir; bir yudumluk insan ömrü içinde bir parça eğlenip şenlenmek…

 

Hıdırellez, aynı zamanda varsıl ile yoksulun da sınandığı zamandı. Dağıtılan sütler, verilen hediyeler, kesilen koyunlar, kuzulan ve onların etleri; doğuran tabiatın bonkör paylaşımını simgeliyordu. Vermenin büyük onuru, değerli hazzı; insan denen canlının daha da doğurgan, üretken olmasını sağlıyordu.

 

Köylerin hızla çok çabuk boşaltılmasında “ artık “ kimseyi suçlayamam… Neden mi; doğru dürüst araştırmalar yapılmayıp, köy insanını tanımadan yok olmasını hep beraber izledik de ondan. Akademik ve siyasi çevrelerin bir parça vicdanı varsa; ağlamaları lazım; bir Hıdırellez’den diğerine kadar…

 

Ama şunu gördüm ki köyler niçin bu kadar çabuk boşaldı; sen nelere tanıklı ettin? Derseniz; şunu derim; “Kadınımıza binen yüklerin sonucudur bu göç.” İlk önce kadın var edilmeliydi köylerde. Kızlarımızın sadece kınalı elleri, çeyizleri değil; geleceklerini de anlamalıydık; tüm dünya ile birlikte evrilme zamanının geldiğini bilir ve ona göre; köyleri, birçok uygar ülkenin yaptığı gibi “Köykent”e çevirirdik…

 

Aziz Nesin’in söylediği o tarihsel söz; “ Türk Milleti’nin % 60’ aptaldır!” ifadesi gelişti durdu. Gördüğüm kadarıyla herkes sahip çıktı bu söze. Aziz Nesin’i seven de sevmeyen de. Ya sonra; sözün oranının az olduğu “ % 90 “ olması gerektiği söylendi.%99 ‘da dense, o kalan % 1’lik kısım herkesi mutlu edecek düzeyde; çünkü hiç kimse kendini aptal kabul etmez. Ve her daim hepsi geri kalan o küçük dilimin içine gizlenir…

 

Köylerde yanan sönük Hıdırellez ateşleri, belki de bir çeyrek yüzyıl sonra bir daha yanmayacak; sonsuza kadar susacak; sevgili, sağlık, bolluk, bereket, iyilik bekleyen insanların dilekleri…

 

Hıdırellezlerin en önemli güzelliklerinden birisi de ağaçlar altına kurulan salıncaklardır. Gençlerin sallandığı eğlendiği ve maniler okunup, sevgililerinin isimlerinin söylenmeye mecbur oldukları salıncaklar da tabiatın koynundan çıkarıp beslediği büyük yaşlı ağaçların sağlam dallarına kurulurdu. Koyu gölgelerinde, bütün konu komşunun, hısım akrabanın toplandığı mahşeri bir korku değil, muhteşem bir neşe şöleni yaşanırdı.

 

Şimdi gidene ağlamak yerine, elimizde olanla nasıl çoğalırız? Batı dünyası, tükenen, yok olan canlıları bile kazandırma çalışmalarını önce bilimsel alanlarda yapıp sonra doğada kazanıyorlar. Korkularımızı, yanlışlarımızı suçlamak yerine, bize olan bir kazanıma dönüştürmek; belki de yepyeni bir dönüşüm, başlangıç olacaktır.

 

Annemin yolladığı Hıdırellez ateşi fotoğrafı oldukça sönüktü. Çünkü çevresinde gençler yoktu. Maniler okunmuyor, kırk bir çeşit çiçek ve ağaç yaprağı toplanıp akşamdan su küpüne bırakılmıyordu.

 

Yanan ateşin bile hüznü olur mu? Pekâlâ, oluyor dostlar. Bu kadar gamsızlık, durgunluk, içe kapanıklık şehirli bile olmadığımızın yüksek göstergesi. Oysa şehirler, eski geleneklerin, kültürlerin devamı olan tiyatrolar, operalar, müzeler ile büyür, gelişir ve yaşatır; geçmişten gelen o değerleri.

 

Şehirlere sığınmış olanların bir tek dertleri var sanki cam balkonlara sahip olmak. Burunlarından kıl aldırmamak. Burunları yere düşse tenezzül etmemek. Evlerinin içleri pırıl pırıl olurken, sokak, caddeler ve meydanlar onlara ait değilmişçesine, evlerinin temizliklerine sığınıp, süslü mağaralarında yok olup gitmek…

 

Son sözü Hıdırellez’in gül hatırına gül gibi söyleyelim;

 

“ Dileğinizi bağladığınız gül gibi yüzünüz gülsün. Hıdırellez bayramınız kutlu olsun.”

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER