DOLAR 18,1054 % 0.12
EURO 18,2740 % 0.05
GRAM ALTIN 1.020,72 % -0,08
ÇEYREK A. 1.668,87 % -0,08
BITCOIN 398.257 -6.318
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava 28°
Google News

TEKİRDAĞ SAHİLİNDE DEMLİ OLUR SOHBET

Son Güncelleme :

05 Ağustos 2022 - 10:32

TEKİRDAĞ SAHİLİNDE DEMLİ OLUR SOHBET

Karı koca iki insan adeta dertleşiyor, birbirine destek olmak için sahilde bulunan çay ocağının yakınındaki banka oturmuşlardı. Sanırsınız ki yeni tanışmışlar, yepyeni yolun yolcusu olmak için tane tane, güven sunan ses tonuyla konuşuyorlardı birbirine sokuldukları bankta.

Yazılarımın birçoğu kulak misafirliğinden, neredeyse hiçbir kurgu olmadan dokunduklarım, buraya taşıdıklarımdır. Sözün başında şunu demek isterim; insan insana, insan insanlara muhtaçtır. Demlenme, yine; kaçtığımız, korktuğumuz, bıktığımız insanların arasında olur…

Anladığım kadarıyla yaşı altmış civarı olan karı-koca hastaneden gelmişler, hiç oturduklarını görmediğim çay ocağı bankına oturmuşlardı. Demli sohbetlerine daha da dem katsın diye demli çaylarını yudumluyorlardı; az önce ölümden kurtulmuş hissiyat içerisinde, yaşama dokunurcasına, neredeyse ruhlarıyla birbirlerine destek olup sarılıyorlardı.

Görünen o ki, erkek olanın sağlık sorunları var. O yüzden hastaneye gitmişler ama sorunun ne olduğunu henüz çözememişler. Kadının telefonu çaldı. Akrabalarından genç bir kız hal-hatır sormaktaydı. Usulca cevap verdi kadın, telefonun ucundaki genç kız olan akrabasına;

—Enişteni doktordan getirdik. Şimdi, aşağıda temiz hava alıyoruz.

Temiz hava alıyoruz dedikleri yerin hemen yanındaki apartmanda oturuyorlardı. Denize sıfır, deniz manzaraları bir yerde sessiz sedasız yaşayan iki insanı çoğu zaman oturduğum çay ocağının yanından gelip geçerken; selamsız, sabahsız suskun haller içinde görüyordum.

Oturma nedenleri “Temiz Hava” olmak gibi görünse de, hastane, hastalık korkusu onları yalnız kalmaktan kaçınır hale getirmişti. Hiç olmazsa çay ocağının yanında başka masalarda oturan insanlar vardı. Başka başka soluklar, sesler, öyküler yayılmıştı yaşamın ve temiz havanın olduğu yere.

Tam da bu yüzden sımsıkı sarılmış gibi konuşuyorlardı. Belki de, erkeğin karşılaştığı sağlık sorunu yalnızlıklarındandı! Yeterine demlenmiş sohbetlere tutunamamış olmalarındandı. O yüzden, hiçbir zaman oturmadıkları yerde, hastane dönüşü oturmaktaydılar…

Görünen o ki, insanı-insanları bir şeyleri kaybetmeden hatırlamıyoruz. Bir de, düğün dernek yaparken görmek istiyoruz o büyük insan topluluklarını…

Ya sonra?

Temiz havaya temiz hava varken ihtiyaç duymak, her gün geçtiğiniz yerdeki insanlara selam dahi vermeden geçip gitmek, hastalanma anında kırılma yaşadığımız an karşımıza çıkmaz mı? Dikilmez mi, yalnızlığın orduları, hoyrat mızraklarını bize karşı salamazlar mı?

Dostoyevski’nin kahramanı tam da mutlak ölüm karşısında hissetmiştir bütün insanları sevdiğini. Sadece insanları mı? Bütün canlıları, yaşamın kendisini… Herkes mutlak ölümle yüzleşip güne süzülemez… Belki de böyle bir şansı yakalayamaz…

Mutlak ölümü hissetmenin karşılığı nedir biliyor musunuz dostlarım; mutlak coşku, mutlak huzur, mutlak sevinç…

%d blogcu bunu beğendi: