DOLAR 32,8345 % 1.01
EURO 35,3594 % 1.02
GRAM ALTIN 2.470,57 % 1,56
ÇEYREK A. 4.039,38 % 1,56
BITCOIN 65.949,09 1.284
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava 32°

AH ŞU AĞARAN SAÇIMIZ, SAKALIMIZ!

Son Güncelleme :

23 Mayıs 2024 - 13:55

AH ŞU AĞARAN SAÇIMIZ, SAKALIMIZ!

Acaba aramızda saçı, sakalın ağarıp dökülmesinden şikâyetçi olmayan, üzülmeyen, dertlenmeyen kaç kişi vardır?

            Ya memnun olan?

            Ben memnun olanlardanım dersem, şaşırır mısınız?

Sebebini bir anımla anlatmaya çalışayım:

Ankara’da oturduğumuz yıllardan bir bahar günüydü… Dilimde bir şarkı, Cinnah Caddesinden aşağıya doğru yürüyorum.

Göbeğe yaklaşmıştım ki az ilerideki Hürriyet gazetesi binasından birinin çıkmakta olduğunu gördüm. Benim tarafa bakacağı tutmuş olmalıydı ki gözgöze geldik. Gözler birkaç saniyebirbirine takılı kaldı. Belli ki bir yerlerden tanışıyorduk ama hemen çıkaramamıştık.

Biraz tereddütten sonra isimlerimiz birlikte döküldü dudaklarımızdan:

“Oooo, Engin’ciim!”

“Oooo, Salim’ciim!”

Ve tabii sarılıp kucaklaşma…

Birbirimizi ânında tanıyamamakta haksız sayılmazdık. Çünkü liseden sonra hiç görüşmemiştik. Az mı, aradan otuz yıl geçmişti.

Karşılıklı hâl-hatır soruşlardan sonra Engin başını kaldırıp, benim ağarıp dökülmüş saçlarıma şöylebir baktıktan sonra; “Yahu, bu ne hâl! Saçı-sakalı da döküp ağartmışsın!” demesin mi!

Benim yerimde siz olsaydınız, ne derdiniz? Çok büyük ihtimalle üzülür, ardından daşöyle demez miydiniz?

            “Sorma be Engin’ciğim. Yılların çarçabuk gelip geçtiği yetmezmiş gibi bir de saç-sakal kalmadı başımızda.”

Ama ben hiç üzülmediğim gibi kalan saçlarımı güzelce bir sıvazladıktan sonra; “Yahu, Engin’ ciğim!” dedim. “Eğer genç yaşta ölseydik ne ağardığını görürdük, ne döküldüğünü. Üstelikbir de anamıza babamıza evlât acısı yaşatmış olurduk. İyi ya işte, böyle şeyler olmamış. İnşallah, daha da ağarıp döküldüğü günleri görürüz!”

Ben böyle der demez biraz durup düşündükten sonra; “Hiç bunu düşünmemiştim,” dedi. Ne diyeyim, “Bundan sonra düşün öyleyse!” demekten kendimi alamadım.

Şimdilerde unutuldu galiba. Bir zamanlar analar, nineler “Saçı-sakalı ağarası!” diye dua ederlerdi çocuklarına, torunlarına .“Uzun ömürlü olası!”demekti bu.

            Dahası bazı yerlerde erkek çocuklarının yüzüne un bile sürerlerdi, yine aynı amaçla.

Ancak şimdilerde ne görüyoruz? O çocuklardan hayatta olanlar büyüdü, koca koca adamlar oldular. Saçları, sakallarıhem ağardı, hem döküldü. Genç yaşta ölerek onları görmekten yoksun kalmadılar. Analarına, babalarına evlât acısı da çektirmemiş oldular.

            Öyleyse şikâyet değil; tam tersine şükretmek gerekmez mi saçın, sakalın ağarıp dökülmesine?

Ama ne görüyoruz?

Sanki büyükler dua değil de, beddua etmiş gibi yakınma, sızlanma, şikâyet, dertlenme…

Oysa saçımız sakalımız ağardı diye üzülmek yerine; o günleri de gördüğümüz için memnun olmak, Allah’a teşekkür etmek, hatta daha da ağardığı günleri göstermesi için dua etmek gerekmez mi?

Demek ki her şey hayatta olup bitenlere hangi açıdan baktığımıza, onları nasıl algıladığımıza, nasıl değerlendirdiğimize bağlı. Değilse “İnsanın kendikendine ettiğini kimse etmezmiş” sözünü doğrulamaktan başka bir şey yapmış olmayız.